menu close menu

Omurga Cerrahisinin En Önemli ve Komplike Ameliyatı Skolyoz


Doç. Dr. Kamil Çağrı Köse skolyoz hakkında merak edilenleri cevapladı....
Sedat Düzgün: Sayın Köse bize kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz lütfen ?


Doç. Dr. Kamil Çağrı Köse: 1975 İstanbul doğumluyum. Şişli Terakki Lisesi’ni bitirdikten sonra 1993 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’ni (Çapa) bitirdim. 1999 yılında Şişli Etfal Hastanesi’nde Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nde uzmanlık eğitimime başladım. 2001 yılında üniversite idealimi gerçekleştirmek üzere istifa edip yeniden uzmanlık sınavına girdim ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı’nda göreve başladım. 2004 yılında uzmanlığımı aldım.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nde bir süre çalıştıktan sonra 2005 yılında Afyon Kocatepe Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji A.D.’da göreve başladım. 2008 yılında doçentlik ünvanımı aldım. 2010 itibari ile Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı’nda görev yapmaktayım.2003(ABD, Almanya), 2006 (ABD), 2009(Almanya) yıllarında 3’er aylık sürelerle yurtdışında omurga cerrahisi kliniklerinde bulundum.


Halihazırda yoğun bir şekilde omurga hastalıklarının cerrahi tedavisi ile uğraşmaktayım.Kliniğimizde sadece omurga cerrahisi uygulamıyor, aynı zamanda kendi ekibimiz dışında çevre illerden gelen omurga cerrahisi öğrenmeye hevesli uzman ve öğretim üyesi arkadaşlarımıza da eğitim veriyoruz. Evli ve bir çocuk babasıyım.

Omurga cerrahisinin en önemli ve komplike ameliyatlarından biri de “Skolyoz ( Bel Kemiği Eğriliği )”, sizin bu rahatsızlıkla ilgili tecrübeleriniz nelerdir ?
Asistanlık dönemimden itibaren omurga cerrahisine ilgimden dolayı bu tip rahatsızlıkların tedavisi ile son derece sık uğraştım. Rakam vermek gerekirse, Amerika ve Almanya'da bulunduğum dönemlerde yaklaşık 120 civarı sadece skolyoz ameliyatına girdim.

Ayrıca şu ana kadar kendi kliniğimizde de bir o kadar skolyoz cerrahisi yaptık. Tabi bu rakama kifoz ameliyatları da dahildir.

Şu aralar mevsimsel değişkenlik göstermekle birlikte haftada bir skolyoz vakası yapmaktayız. Her hafta ortalama omurga cerrahisi vaka sayımız (skolyoz dışındaki rahatsızlıkları da ekleyerek) 2 ila 6 arasında değişmektedir. Uluslararası yayın organlarında şu anda kabul aşamasında olan, ameliyatta hasta riskini ve komplikasyonları azaltmaya yönelik yeni cerrahi teknikler de tanımladık.

Skolyoz ameliyatının riskleri nelerdir , nasıl en aza indirilebilir ?
Skolyoz ameliyatında riskleri 2 guruba ayırmak mümkün. Anesteziye bağlı riskler ve cerrahi riskler. Anestezik maddelere alerji, yatış pozisyonuna bağlı çeşitli vücut bölgelerinin baskı altında kalmasına bağlı şişlikler, morarmalar, entubasyon tüpünün tahrişine bağlı ses kısıklığı, gibi komplikasyonlar anesteziye ait olarak görülebilir.

Cerrahiye ait riskler de; kanama, enfeksiyon, sinir hasarı (tam veya kısmi felç), içeriye yerleştirilen vida ve kancaların yerinden çıkması, metal alerjisi yapması veya kırılması (bunlar olursa geç dönemde olur), damar hasarı, aşırı kan kaybına bağlı ölüm (çok çok nadirdir, ancak yazılması gerekir) gibi sayılabilir.

Bu risklerin azaltılması için ameliyat öncesi hastanın genel olarak dikkatli muayenesi, gerekli konsültasyonların yapılması, yoğun bakım şartlarının ayarlanması, kan hazırlığının yapılması, gerekirse diğer cerrahi branşların (genel cerrahi, göğüs cerrahisi gibi) hazırda tutulması, ameliyat esnasında sinir fonksiyonlarının monitorizasyonu, kullanılan malzemenin kaliteli seçilmesi, cerrahi ekibin bilgili ve deneyimli kişilerce oluşturulması gibi tedbirler alınabilir

Bütün bu riskler arasında felç kalma ihtimali hasta ve yakınlarını en çok korkutan hata. Her hekimin bu konuya yaklaşımı farklı, dolayısıyla büyük bir anlam karmaşası yaşanıyor. Kalitesiz malzemenin kullanımı felç kalma ihtimalinden daha riskli değil midir?
Felç kalma ihtimali iyi ellerde yaklaşık on binde birdir. Kaldı ki bel bölgesinde yapılabilecek hatalarda felç olma riski yok gibidir. Günümüz şartlarında Türkiye'mizde kalitesiz malzeme kullanımı sonrası vida veya çubukların kırılması hastaların önemli bir kısmında ikinci hatta üçüncü ameliyatlara neden olmakta, bu da çeşitli risk ve maliyet artışlarını beraber getirmektedir.

Sizin hiçbir ücret almaksızın SSK'nın imkanlarıyla hastaları tedaviye aldığınızı biliyorum fakat bilinen bir diğer gerçek ise, hastalardan devlet hastanelerinde ameliyat olmalarına rağmen bıçak parası altında yüksek meblağda ücret talep edilmesi bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz ?
Bıçak parası alınması doğru değil. Kanunen yasak olan bu tip ilişkilere girmemek lazım. Madem soruldu, meselenin bir diğer yönünü de söyleyeyim; skolyoz, kifoz, vb. komplike ve zor cerrahi girişimler için devletin desteği çok az ve hata yapıldığında doktora yüklenen sorumluluk çok fazla.

Hastaların dava tehditleri özellikle büyük şehirlerde hekimler adına ciddi bir sorun. Kişiye yönelik tehditler ve saygısız tavırlar da cabası. Maddi bir getirisi olmadığı zaman ve manevi yükler de ağır geldiğinde gitgide daha az hekim bu ameliyatı yapıyor ve olan yine hastalara oluyor. Biz halen ekibimizde amatör bir ruhla bu işi götürmeye çalışıyoruz ancak çoğu zaman karsılaştığımız tavır şu: Büyük şehirlerde doktor doktor gezip gelen ve genelde ameliyat parasını çıkaramadığı için ya da çok uzun bekleme suresi olduğu için oralarda ameliyat olamayan hastaları, bize başvurusundan sonra 1 hafta ile 1 ay içinde ve tekrar ediyorum ‘hiçbir ücret istemeksizin’ ameliyat ediyoruz.

Buna rağmen ameliyat öncesi kapıdan ayrılmayan hasta yakınlarımız, ameliyat sonrası bir teşekkür bile etmeyebiliyorlar. Dediğim gibi hiç felç vakamız yok çok şükür ve şimdiye dek skolyozlu hastalarımızın sadece birinde enfeksiyonumuz oldu. Yani cerrahi açıdan başarılı sonuçlara rağmen bu tavırla karşılaşıyoruz. Veya özellikle daha doğu bölgelerinde çalışan arkadaşlarımızdan "hastamı iyi et yoksa...." gibi tehditlere uğradıklarını, acillerde doktorların darp edildiğini duyuyoruz. Bunlar çok yanlış tavırlar. Özetle hekim sorumluluğunun gereğini yerine getirmeli, kanunen yasak ilişkilere girmemeli. Ancak hasta ve yakınları da ilgili, saygılı ve düzeyli ilişki kurmaya gayret göstermeliler. Tedavi ancak bu ikilinin işbirliği ile gerçekleşebilir.

Bir de su hususu aydınlatmakta fayda var; hastaların bir kısmından daha önce başvurdukları yerlerde "hastaneye alınan malzeme kalitesiz kalitelisini istiyorsan su paraya alacaksın" söylendiği yönünde ifadeler duyduk. Böyle birşey de olmaması lazım. Biz kendi hastanemizde bu tip ameliyatlarda ya en kaliteli yerli veya yine en kaliteli ithal malzemeyi kullanıyoruz. Yerli ve ithal malzemenin neye göre kullanıldığını da hastanın tıbbi durumunun gerekleri belirliyor ve biri veya diğeri için hastalardan herhangi bir ücret talebi olmuyor.

Bazı durumlarda eğilim ameliyat gerektiren dereceye ulaşmasına rağmen ( 45-55 derece ) ameliyat kararı hastalara bırakılıyor. Karar verme aşamasında nasıl bir yol izlemeliyiz ?
Yaş küçük ise mesela 10-12 gibi, eğrilik ilerleyici olduğu için ameliyat gerekir. Hatta o yaşlarda 35 derecenin üstünü ameliyat ediyoruz. 45 dereceye kadar bekleme durumu ancak hasta ergenlik döneminin sonlarında ise düşünülebilir. 45 derece bizim için üst sınır. Ancak bahsettiğim gibi genç hastalarda daha erken ameliyat öneriyoruz. Tabi daha erken ameliyat olan eğriliklerde tam düzelme rahatlıkla olabiliyor.

Hasta hekimine, onun bilgi ve becerisine güveniyorsa ameliyat önerildiğinde bunu gönül rahatlığı ile kabul edebilmelidir.


  • Güncelleme: 13:52 TSİ 20 Mart. 2012 Salı